|
Attilâ İlhan'ın son satırları
Attilâ İlhan'ın Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan son satırları: "...10 Ekim tarihli gazetemizde şu başlık dikkat çekiyordu: "Attilâ İlhan ayrıldı." Başlığın altına da şu not düşülmüştü: "Yazarımız Attilâ İlhan yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle bundan böyle Cumhuriyet'teki yazılarına son verdi. Cumhuriyet adına İlhan'a bugüne dek verdiği destekten dolayı teşekkür ediyoruz. Sağlıklı günler dileğimizle Attilâ İlhan'ın ayrılık gerekçesini kendi satırlarıyla okurlarımızla paylaşalım." Ve Attilâ İlhan'ın son satırları: "Bilmem söylemiş miydim, benim sicilimde bir enfarktüs sabıkası vardır; geçtiğimiz yayın döneminde, -hekimlere bakarsan, aşırı çalışmadan- bazı arazı nüksetti, gazeteye mümkün mertebe aksettirmeden, iki defa 'yoğun bakım'da kızağa çekildim. Yeni yayın dönemine başlamadan, görüşlerine başvurduğum dört farklı hekimin dördü de, üzerimdeki yükü hafifletmemin bir 'sağlık mecburiyeti' olduğunu belirtti; dediklerine göre, iki yayınevi, bir gazete ve bir televizyondaki yoğun çalışmayı kaldıramazmışım.Cumhuriyet'teki yıllarım, meslek hayatımın en hareketli, en renkli, en bereketli yılları oldu. Her şey, -bilhassa tahammülünüz ve sabrınız- için hepinize teşekkür ederim. İyi haftalar..." 11 Ekim 2005.
Attilâ İlhan (1925-2005)
15 Haziran 1925'te İzmir'in Menemen ilçesinde doğdu. İzmir'de Karşıyaka Cumhuriyet İlkokulu ve Karşıyaka Ortaokulu'nu bitirdi. Atatürk Lisesi'ndeki öğrenciliği sırasında Türk Ceza Kanunu'nun 141. maddesine aykırı davrandığı gerekçesiyle tutuklandı ve okuldan uzaklaştırıldı. Danıştay kararıyla eğitimi sürdürme hakkını kazandı. İstanbul'da Işık Lisesi'nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ndeki yüksek öğrenimini yarıda bıraktı. 6 yıl aralıklarla Paris'te yaşadı. Türkiye'ye döndü. Çeşitli gazete ve dergilerde çalıştı. Demokrat İzmir Gazetesi Genel Yayın Müdürlüğü ve Başyazarlığı'nı üstlendi. Ankara'da Bilgi Yayınevi Danışmanlığını yaptı. Senaryolarında "Ali Kaptanoğlu" takma adını kullandı. Yeni Ortam, Dünya, Milliyet, Söz gazetelerinde köşe yazıları yazdı. Yelken ve Sanat Olayı dergilerini yönetti. İlk şiiri olan "Balıkçı Türküsü" 1941'de Yeni Edebiyat Dergisi'nde yayınlandı. "Nevin Yıldız" takma adıyla İstanbul, "Beteroğlu" takma adıyla Yücel dergilerinde şiirleri çıktı. 1946 CHP şiir yarışmasında "Cebbaroğlu Mehemmed" şiiriyle birincilik ödülü kazandı. Bu başarıdan sonra hızla tanınıp sevildi. Genç, Yeni Nesil, Varlık, Aile, Yirminci Asır, Seçilmiş Hikayeler, Kaynak, Ufuklar, Mavi, Yeditepe, Dost, Yelken, Ataç, Yön, Milliyet Sanat, Sanat Olayı gibi dergilerde şiirleri, deneme ve eleştirileri yayınlandı. Türk edebiyatının önemli isimleri arasına girdi. Garip Akımı ve İkinci Yeni şiirine karşı çıktı. Mavi ya da Maviciler adıyla tanınan toplumcu gerçekçi şiir akımını başlattı. Şiire yeni bir ses düzeni, taşkın, coşkulu bir anlatım ve kendisine özgü bir duyarlılık getirdi. Sisler Bulvarı, Yağmur Kaçağı, Ben Sana Mecburum şiir kitaplarındaki şiirleriyle genç şair kuşağını etkiledi. Yasak Sevişmek, Elde Var Hüzün kitaplarındaki şiirlerinde divan şiiri ve şarkılardan da yararlandı. İlk iki romanı Sokaktaki Adam ve Zenciler Birbirine Benzemez'den sonraki romanlarında tarihsel konulara ağırlık vermeye başladı. Bu tür romanlarında öz Türkçe akımına karşı çıktı. Senaryolarını yazdığı önemli filmler: Yalnızlar Rıhtımı (Lütfi Akad), Ateşten Damlalar (Memduh Ün), Rıfat Diye Biri (Ertem Gönenç), Şoför Nebahat (Metin Erksan), Devlerin Öfkesi (Nevzat Pesen), Ver Elini İstanbul (Aydın Arakon). 11 Ekim 2005 tarihinde İstanbul Maçka'daki evinde hayatını kaybetti.
ESERLERİ
ŞİİR:
Duvar (1948)
Sisler Bulvarı (1954)
Yağmur Kaçağı (1955)
Ben Sana Mecburum (1960)
Bela Çiçeği (1962)
Yasak Sevişmek (1968)
Tutkunun Günlüğü (1973)
Böyle Bir Sevmek (1977)
Elde Var Hüzün (1982)
Korkunun Krallığı (1987)
Ayrılık Sevdaya Dahil (1993)
ROMAN:
Sokaktaki Adam (1953)
Zenciler Birbirine Benzemez (1957)
Kurtlar Sofrası (1963/64)
Bıçağın Ucu (1973)
Sırtlan Payı (1974)
Yaraya Tuz Basmak (1978)
Fena Halde Leman (1980)
Dersaadet'te Sabah Ezanları (1981)
Haco Hanım Vay (1984)
O Karanlıkta Biz (1988)
GEZİ-DENEME-ELEŞTİRİ:
Abbas Yolcu (1957)
Hangi Sol (1971)
Gerçekçilik Savaşı (1980)
Hangi Atatürk (1981)
Batı'nın Deli Gömleği (1982)
İkinci Yeni Savaşı (1983)
Sağım Solum Sobe (1985)
Yanlış Kadınlar Yanlış Erkekler (1985)
Ulusal Kültür Savaşı (1986)
ÖDÜLLERİ
1946 CHP Şiir Yarışması Birinciliği
1974 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü Tutuklunun Günlüğü ile
1975 Yunus Nadi Roman Armağanı Sırtlan Payı ile
Kaynak: edebiyatturk.net
Tüm şiirlerine yeniden bakmak
Attilâ İlhan'ın şiirleri
Attilâ İlhan'ın şiirlerinde başlangıcından günümüze değin önemli gelişmeler olduğu gerçek. Hasan Akarsu bu değişmelere parmak basıyor.
Hasan AKARSU
Ozan ve yazar Attilâ İlhan, 15 Haziran 1925 Menemen doğumlu. İzmir Atatürk Lisesi'nin birinci sınıfındayken gizli örgüt kurma suçundan tutuklandı. Okuldan atılıp Türkiye'de okuyamaz diye belgelendi (1941). Danıştay kararıyla okuma hakkını kazanarak Işık Lisesi'ni bitirdi (1946). İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisiyken Nâzım Hikmeti Kurtarma Komitesi'ne katılmak üzere okulunu bırakıp Paris'e gitti (1949). Oradaki sanatçı çevresinden etkilendi. Yurda dönünce Türkiye Sosyalist İşçi Partisi'ne girdi. Demokrat İzmir'de başyazılar yazdı. 1973'te Ankaraya yerleşip Bilgi Yayınevi danışmanlığını yaptı. 1980'den sonra İstanbul'a taşındı. Karacan Yayınları'nın çıkardığı Sanat Olayı dergisinin yayın danışmanlığını üstlendi. 1941'den bu yana şiirleri ve yazıları birçok yayın organında yayımlandı. Şiirleri, senaryoları, denemeleri, eleştirileri, anıları, romanlarıyla tanınan ozan ve yazarımızı, 11.10. 2005'te yitirdik ve 13.10.2005 Perşembe günü İstanbul'da, Aşiyan'da toprağa verdik. (Türkiye Yazarlar Ansiklopedisi, İhsan Işık) Attilâ İlhan'ın şiirlerinde başlangıcından günümüze değin önemli gelişmeler olduğu gerçek. "Sisler Bulvarı"nda (1) kendine özgü şiirini yansıttığını görüyoruz. Bir başkaldırı içinde olduğu ilk dizelerden anlaşılıyor: "yolumdan çekil yavrum/ bağlasalar duramam/...anamdan yolcu doğmuşum/ yedi dağın yolları kalbimden geçer/ salkım salkım mısralar gelir içimden..." (s.9) Yaşadığı sürece, çocuklar gibi sevdiğini, damarlarında dünyanın bütün rüzgârlarıyla gezdiğini belirtiyor. Bir türkünün kıyısından çocukların geçtiğini duyumsarken, "ben örsün kerpetenin şairi" diyor kendisi için. Deniz meyhanelerindeki kıvırcık deniz halkını, Akdeniz'i unutmuyor. Gezdiği limanlarda sevdiklerini özlüyor: "gözümden yere bir kan damladı kırmızı/ adım adım şehrin ışıklarını yaktım sokak sokak/...ben sustum kadehte rakı sustu çocuklar sustu/... Türkanı görmeyin Türkanı, köpekler gibi pişman/...Haliçte yaşlı bir şilep ağladı ben ağladım/ kulaklarımın içinde çığlık çığlığa bir akşam..." (s.24-25) Kendinden kaçan bir ozan, dostu olmayan, cigarası olan, vapurları kişileştiren. "Ben vursam kendimi vuracaktım" diyen. Şiirin deniz gibi kımıldadığını bilen ozan. 1951'de Paris'teki yaşantısının izlerini görüyoruz şiirlerinde: "...Maubeuge Sokağında gelip durmuşum/ otel defterine şair yazmışlar (s.39)...Saint-Michel'de bir talebe kahvesindeyim yalnız/ gündüz olduğu halde bütün ışıkları yakmışlar/ bir Cumartesi günü saat dört buçuğa beş var..." (s.45) Kim olduğunu bilmediği Pia'yı nasıl da seviyor, "ben bir şehre geldiğim vakit/ o bir başka şehre gitmese" diyerek yakınıyor. Ellerini tutsa eksiksiz öleceğini söylüyor. Sisler Bulvarı'nda, "sokak lambaları öksürürken" yitirdiği yine sevgilisi. İstanbul'u ağlatan acılar yaşıyor, ölümü göze alıyor. Yeraltı ordusunun, devrim uğruna savaşanların şiirini yazıyor: "...diyelim ki barış ve ekmek türküsüne/ bütün eylem ve boylamlarda savaşıyoruz/ halklar ayağa kalkmışlar...(s.73)...Tuna köpürerek köprülerin altından akmış/Tunanın üstünden yıldızlar akmışlar.../ İştvanı dövmüşler/ zincire vurmuşlar/ İştvan susmuş/ söylememiş/ gözlerini oymuşlar..." (s.75) Ozan, umutla yazıyor şiirlerini. Yaşadığı çevreyi, Ege insanını başarıyla yansıtıyor dizelerine. Kimi Hasan Hüseyin'in, kimi Nâzım Hikmet'in sesini andırarak yazıyor:"...Ben grev hakkımı isterim/ grev hakkımı grev.../ (s.113)...Ben Sakaryada bir kavak ağacıyım yel eser inilerim..." (s.120)
TOPLUMCU SANAT
"Yağmur Kaçağı"ndaki (2) şiirlerde 1950'li yılların etkilerini görüyoruz. Kitabına yazdığı önsözde, dünya şiirine yön veren ozanları tanımadığının ayırdına vardığını belirtip tanımaya yöneldiğini söylüyor. Toplumcu sanatın özelliklerini kendisi buluyor ve o yıllarda eleştirmenlerin yetersiz olduklarını vurguluyor. Kitaba adını veren şiirinde sesi akıp gidiyor: "elimden tut yoksa düşeceğim/ yoksa bir bir yıldızlar düşecek/ eğer şairsem beni tanırsan/ yağmurdan korktuğumu bilirsen/gözlerim aklına gelirse/ elimden tut yoksa düşeceğim/ yağmur beni götürecek yoksa beni..." (s.13) Ozan, soyut kavramları ve somut varlıkları başarıyla kişileştiriyor: "Eylülün gözleri camlardan bakıyordu", her sene bir eylül bıçaklanır", "denizin gözü kanlanmıştır" vb. (s.14-15) Yalnızlığını, içinde "vahşi bir kadın gibi" taşıyor. Sevdi mi tam seviyor: "gözlerin gözlerime değince/ felaketim olurdu ağlardım.../ ne vakit Maçka'dan geçsem/ limanda hep gemiler olurdu/ ağaçlar kuş gibi gülerdi..." (s.25) Zehra'nın gözlerini alıp yakasına takmak istiyor. "Rüzgâr Gülü" ne güzel bir şiir: "önümden çekilirsen İstanbul görünecek/ nerede olduğumu bileceğim/ sisler utanacak eğilecek/ ağzının ucundan öpeceğim/ saçına kalbimi takacağım/ avcunda bir şiir büyüyecek/ nerede olduğumu bileceğim..." (s.35) Yine Hannelisee seslenirken, "yağmurdan çıkıp geleceksin Hannelise/ yağmur gözlerinden çıkıp gelecek..." diyor Paris yıllarından. "Deli Asaf" şiiriyle Cahit Külebi'yi anımsatıyor: "Şekrivanlı köyünden kamyonlar gelir geçer/ lastikleri ısınmış toza kesmiş camları/ kavakların altında selama durur saf saf/ Şekrivan ahalisi uzun dağ adamları..." (s.73) Şiirlerinde sesleri, müziği önemsiyor. "Bela Çiçeği"ndeki (3) şiirlerinde, "Divan şiirinden esintiler bulunur ve toplumculuk eğilimi üste çıkar" diyor Asım Bezirci. Bu kez yalnızlığından sıyrılan ozan, kitlelerle birleşmeye yöneliyor; ama aşk izleğini sürdürürken kaygılı: "Aysel git başımdan ben sana göre değilim/ ölümüm birden olacak seziyorum/ hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim/ Aysel git başımdan istemiyorum/benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün/ dağıtır gecelerim sarışınlığını..." (s.9) "Ölümden sıyrılmış Cumartesi yalnızlarında" yaşarken, diğer yalnızları görmezden gelemiyor. Alsancak Garı'nda devrilen, elleri kelepçeli erkek ile kadını anlatıyor. Gökyüzü olmak istiyor ozan. İkinci Yeni şiirinin etkisiyle yazıyor: "...onları ben biliyorum asıl ben biliyorum/ durup durdukları yerde sanki kayboluyorlar/ ikiler ve buçuklar üzerinde acı siyah/ içip soyunuyorlar..." (s.51) Edip Cansever'in sesini duyar gibi oluyorsunuz. Ozan, "Yarının Başlangıcı" şiirini 27 Mayıs ülkücülerine sunuyor. Özgürlüğe yürüyen Mayıs öğrencilerinin kurşuna dizilişlerini anlatıyor. "Ağlıyor vatan" diyerek yaşanan acıları, "Kuvayı Milliye" rüzgârını, özgürlük türküsünü anımsatıyor.
İZMİR ŞİİRLERİ
"Tutuklunun Günlüğü"nde (4), İzmir şiirleri yer alıyor. Ozan bunların şiir anlayışındaki yeni denemeler olduğunu belirtiyor. "Klasik Türk şiirinin havasını yeni ve toplumsal bir içerikle bağdaştırarak vermek!" amacını güdüyor. Daha ilk şiirinde toplumsal özü yakalıyorsunuz: "Ben sizi hangi cezaevinden tanıyorum yoksa yanılıyor muyum/ gözlerinizi buzlu çiviler gibi taşıyordunuz yüzünüzde... (s.11) Sevdiğin kızdan ayrılmışsın beklediğin haber gelmiyor...(s.13)...Bir güvercin ağıdır atılır kubbelerden salkım saçak/...İstanbul'da işçi partisi bir kere daha basılır..."(s.15) Sovyetler'in Çekoslovakya'yı basmasına karşı çıkanların tepkilerini yansıtırken: "Bir komünist kendini asıyor" demekten çekinmiyor. Göz deyince neler anlıyor bakalım: "...Göz deyince ben en büyük şeyler anlarım/...darağaçlarına irkilmeden bakabilmek/ ellerin kelepçeli götürülürken." (s.45) Emekçiye Gazel, Grev Oylaması, Allende Allende vb. şiirlerinde toplumcu çizgisini güçlendirdiği gözleniyor. Demir giyen, petrol içen, zehir yiyen emekçileri, grev oylamasında bir ağızdan grev diyen işçileri anlatıyor. Şili'nin Allende'sinden kocaman bir yürek kaldığını vurguluyor. Ozan bu kitabında, rubai biçimini severek kullandığını belirtiyor. "Ne yalan söylemeli, rubai denince benim içimde tınlayan ses hep bu rubailerin sesi oldu..." (s.128) İncesaz bölümündeki şiirlerde, Türk sanat müziğinin izleri var. Makamların adını vererek yazıyor. Ferahfeza, nihavent, mahur, muhayyer, saba, sultan-ı yegâh. Son makamla yazdığı şiirin bestelendiğini biliyoruz. Tutuklunun Günlüğü bölümündeki şiirlerde, 1940'lı yılların karanlığı anlatılıyor; ama aynı karanlık 12 Mart'ta, 12 Eylül'de de yaşandığı için onlara da uzandığını söyleyebiliriz: "...Ne haydut bir akşamdı/ Nâzım hapiste Dinamo sürgün/ bir o şiir kalmıştı hani/ Gazali'den rubailerle/ yalnızlıklar kesince önümüzü/kara zından ağızları gibi büsbütün/...toprakta sürgünlerin ürkekliği/ bardakta sosyalist karanfiller..." (s.87) Tutukluyu uyutmamak da bir işkence yöntemi. Tutuklu bilinçli: "...kendini öldürmeyi belki bin kere tasarlarsın da/ bir kere aklından geçmez bitirmeden ölmek şarkıyı..." (s.95) Dövülmek kanlı; ama dövülmekten daha kanlı olan da dövülmek korkusu. Ozan, Tutanak 1 ve 2'de işkenceyi anlatıyor: "...kendilerini cam çerçeve pencerelerden atanlar/ damarlarını açanlar bulanık hücrelerde...(s.104) elektrik elletirler kıvılcım yalatırlar/ tuzruhu damlatırlar kulak boşluğuna/ çekip alırlar kerpetenle tırnaklarını..." (s.105) Ozan, toplumcuların işkencelerden geçtiğini, inandıklarından vazgeçmeyeceklerini vurguluyor. Attilâ İlhan, "Böyle Bir Sevmek" kitabındaki (5) şiirlerini, toplumcu şiire, insancıl yaklaşımın örnekleri olarak sunuyor. İşkence sözcüğünü kullanmadan, işkence göreni böylesine etkileyici anlatmak ona özgüdür: " o sabah mı çıkmıştın bir gün önce mi/ bir bıçağın ağzında yürür gibiydin/...seni görür görmez özgürlüğümden utandım/ söyle ne içersin çay mı kahve mi/ çok değişmişsin birden tanıyamadım/...böyle bir kız değildin sen eskiden/ sana ne yaptılar sana ne yaptılar..." (s.11-13) Ozan, düşünceleri uğruna insanların çektiği acılara tanık oluyor. Geride eşlerini, sevdiklerini bırakarak götürülen devrimcilerin duygularını yansıtıyor: "Sabiha bu adamlar beni alıp götürecek/ sakın ha ağlamanı istemiyorum/...hani bir gülümsemen vardır sanki İstanbul..."(s.14-15)Elleri kelepçeli olarak götürülen işçiyi anlatıyor, o ki acı tuz ve ekmek olarak alnının terini yiyen, yoksullara avuç avuç özgürlük isteyendir. Ozan, kitabına adını verdiği şiirinde, sevdiği kadınları ne güzel yansıtıyor: "...yalnızlıklarımda elimden tuttular/ uzak fısıltıları içimi ürpertir/ sanki gökyüzünde bir buluttular/ nereye kayboldular şimdi kimbilir/ ne kadınlar sevdim zaten yoktular/ böyle bir sevmek görülmemiştir." (s.28) Büyük kentlerin sorunları yanında kırsal kesimin de sorunlarına yöneliyor ve varsağı biçiminde şiirler yazıyor. Ezgilenen şu şiirini anımsıyoruz hemen: "destur bre gökkuşağı/ hangi devin kılıcısın/ sabah sabah kanın damlar/ besbelli can alıcısın..." (s.51) Ellerine kırlangıç yağan ozanımız içindeki türküyü söylüyor sürekli. Sözleri uğruna asılmayı göze alıyor: "...O sözler ki kalbimizin üstünde/ dolu bir tabanca gibi/ ölüp ölesiye taşırız/ o sözler ki bir kere çıkmıştır ağzımızdan/ uğrunda asılırız." (s.92)
İKİNCİ YENİ
"Elde Var Hüzün" kitabındaki (6) şiirleri, 1979-1981 yıllarında yazdıklarını kapsıyor. Karşı çıktığı İkinci Yeni şiirinin ünlü ozanı Cemal Süreya'yı, Edip Cansever'i anımsatan söyleyiş özelliğini görmek olası şu dizelerinde: "ikimiz otobüsle bir şehre gidiyormuşuz/ Kars'a mı desek/ Ardahan'a mı desek/ yollarda kar bulut mavisi, dağlar duman/ derin bir uykusuzluğa sarkmış yolcular/...onu neden sevdiğimi bir türlü anlamıyor/ ağzı temmuz sıcağı bakışları sonbahar/ sanki saman ateşi için için yanıyor..." (s.19) Yağmurda, yalnızlığını dağıtan sis düdüklerini anlattığı gibi kimi kez erotik öğelere de yaslanıyor: "şehveti başına vurur çalkalandıkça/ ayaküzeri kendi kendisinin olur/ meme uçlarından birer mavi yıldırım/ sarsıla sarsıla dişiliğini boşaltıyor (s.32)...memeleri ele avuca sığmaz birer yılan/ simsiyah saldırırlar hem hoyrat hem yırtıcı..." (s.33) Kumsalda sevişmeye giden "bin kocalı kadın" da giriyor şiirine. Serbest gazeller, ayrı bir güzellik taşıyor: "...kanlı hesapları vardır/ kıyamete kadar sürecek/ ölümle şairlerin/ kimbilir nerden bilecek/ ne çığlıklar geçer daha dünyadan/ Attilâ İlhan gibi...(s.61)... görünmez bir mezarlıktır zaman/ şairler dolaşır saf saf/ tenhalarında şiir söyleyerek/ kim duysa korkudan ölür/-tahrip gücü yüksek-/ saatli bir bombadır patlar/ an gelir/ Attilâ İlhan ölür." (s.63) "Kimi Sevsem Sensin" kitabındaki (7) şiirlerinde ozan, aynı sesini sürdürüyor. Yine sevdalar, yalnızlıklar, anılar, güz, yine İzmir, yine ayrılıklar izlek olarak yer alıyor şiirlerinde. Sevgiliye ne güzel sesleniyor yalnızlığı denerken: "gecenin ortasında ne işin var/ yıldızlara dokunma yanarsın/ bak birazdan ay da batacak/ karanlık bulaşmasın ellerine/ tersin döner yolunu bulamazsın.../ sevmek insanın yüreği kadar/ küçükse büyüğünü taşıyamazsın..." (s.19) Çocukluğuna gittiği şiirinde, "sahi ben ne hırçın bir çocuktum/ ele avuca sığmaz aklı fikri şiirde..." diyor. (s.20) Hemen her zaman "ateşten bir bulut" olan ozan, "sevmek için geç, ölmek için erken" dönemlerini duyumsuyor. "Kimi sevsem sensin" diyerek sevdiğini unutamadığını vurguluyor. Tüm güzelleri, sevgilisinin adıyla çağırıyor. Devrimden devrime yanaşan gemileri vardır ozanın, ümitlerin ateşinden şafağa ulaşan. Ulusallık bilinciyle, "Kuvayı Milliye mavisi"ni istiyor: "...bana bir şimşek çak/ yolumu aydınlatacak/ Gazinin gözlerinden/ mavi bir şimşek/ Kuvayı milliye mavisi..." (s.99) Ozanın "Ben Sana Mecburum Bilemezsin" adlı şiiri gençlerin dilinden düşmüyor. Aşklarını anlatırken içtenlikli, dürüst olduğunu görüyoruz: "ben sana mecburum bilemezsin/ adını mıh gibi aklımda tutuyorum/ büyüdükçe büyüyor gözlerin/ ben sana mecburum bilemezsin/ içimi seninle ısıtıyorum..." Ayrılık Sevdaya Dahil şiiri de en çok okunanlardan: "...çünkü ayrılık da sevdaya dahil çünkü ayrılanlar hala sevgili/ hiçbir anı tek başına yaşayamazlar/ Her an ötekisiyle birlikte her şey onunla ilgili"
ŞİİR ÜZERİNE GÖRÜŞLERİ
Attilâ İlhan, şiirindeki başarısını, şiir alanında düşünce üretmesine borçlu. Çeşitli zamanlarda, kendisiyle yapılan söyleşilerdeki sorulara verdiği yanıtlarda, şiir üzerine ne değin çok düşündüğünü görüyoruz. Ulusal bir şiir bileşimine gitmek gerektiğine inanıyor. Toplumsal gerçekçi sanat yöntemini geliştirirken de halk şiiri ve Divan şiiri geleneğine bağlanıyor. Garip Hareketini "kopyacı ve öykünmeci", İkinci Yeni dönemini, "Türk şiir tarihinde hiç görülmemiş bir yozlaşma dönemi" olarak değerlendiriyor ve şöyle sürdürüyor görüşlerini: "...Şiirin görevi eskiden beri ne idiyse odur, toplumsal ve insancıl bir görevdir bu, hem tek tek, hem toplu olarak insanları daha iyi bir yaşamaya götürmek, çağlarını kapsamalarına destek olmaktır..." (Şiir Sanatı, Mayıs 1967). Ozan, Atatürk'ün ölümünden sonra ulusal bileşim çabasının durduğunu, yeniden taklitçiliğe dönüldüğünü belirtiyor. Devlet desteğiyle tutunan ozanların, "eş dost kollamasıyla büyük şairliklerini" sürdürdüklerini belirtip onlara değil, gençlere güvendiğini söylüyor. (Milliyet Sanat dergisi, 02 Mart 1972) Zühtü Bayar'ın yaptığı söyleşide, iki şeye canının sıkıldığını belirtiyor. Zamanında toplumculuğa karşı çıkıp şimdi ise bunun çilesini çekenlerin önüne geçmeye çalışanlar, diğerini de şöyle açıklıyor: "Bir de toplumcu sayılan ozanlar arasındaki çekişmeye, çekemezliklere. Ayıptır bunlar. Gençlere örnek olunması gerekir... Hiçbir zaman hiçbir toplumcu yazara ya da ozana saygısızlık ettiğim görülmemiştir, görülmez. Toplumcu sanatçı göreneği bunu gerektirir." (Yeni Ortam, 01 Aralık 1973) Attilâ İlhan, bizim toplum olarak şiirin temel ilkeleri üzerine "kafa yormaya alışkın olmadığımızı" vurguluyor. Genç ozanlara yakınlık gösterişinin nedenini şöyle açıklıyor: "...Ozan kısmı, genellikle, yaşlandı mı duyarlığını yitirir... Bu ise, çokluk yaşlı ozanlarda gördüğümüz kısır şiirlerin asıl kökenidir. Kişi olarak ben ne kadar bilgiye, görgü ve göreneğe, mantığa bağlı çözümleme ve diyalektik bileşimlere meraklı da olsam, duyarlığımı korudum. Üstelik hayli genç bir duyarlık bu. Delikanlı ozanlarla konuşup tartışırken aynı düzeyde kalabilmemiz bunun kanıtı..." (Yusufçuk, 01 Kasım 1979) Ozan, şiirde heyecanı ve aklın dengesini önemsiyor. Attilâ İlhan, ozanlığının yanında, romancılığıyla, düşünürlüğüyle de ünlü bir sanatçımız. Son yıllarda, ülkemizde yaşanan Batı teslimiyetçiliğine karşı, ulusal birliğimizi, bağımsızlığımızı sağlama yolundaki çalışmalarıyla öne çıktığını biliyoruz. Aramızdan ayrılsa da, ulusumuzun gönlünde sonsuza değin yaşayacaktır. (*) 1. Sisler Bulvarı- Attilâ İlhan, Ok Yayınları, 3. Baskı 19702. Yağmur Kaçağı- Attilâ İlhan, Ok Yayınları, 2. Baskı 19713. Bela Çiçeği- Attilâ İlhan, Ok Yayınları, 2. Baskı 19714. Tutuklunun Günlüğü- Attilâ İlhan, Adam Yayınları, 2. Basım 19755. Böyle Bir Sevmek- Attilâ İlhan, Bilgi Yayınevi, 1. Basım Nisan 19776. Elde Var Hüzün- Attilâ İlhan, Adam Yayınları, 1. Basım Nisan 19827. Kimi Sevsem Sensin- Attilâ İlhan, Türkiye İş Bankası Yayınları, 15. Basım, Ekim 2005
Cumhuriyet Kitap, 01.12.2005
|